1- Hacı İfada tavafından ve sa’y etmesi gerekenler de sa’y ettikten sonra Mina’ya geri döner. (Zülhiccenin) 11 ve 12. gecelerini orada geçirir. Burada gecelemek haccın vaciblerindendir. Sakalar (su dağıtanlar), çobanlar ve benzerlerine ise vacib değildir. Çünkü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem Mina’da geceyi geçirmemek hususunda çobanlara ruhsat verdiği gibi1 sikayet (hacılara su dağıtmak) görevi dolayısıyla Abbas’a da izin vermiştir.2 Bundan dolayı Ömer Radiyallahu anh şöyle derdi: “Mina’da kalınması gereken gecelerde hiçbir hacı Akabe’nin gerisinde kalarak geceyi geçirmesin.”3
Bu iki günde güneşin zevalinden sonra üç cemreye taş atar. Bu taş atmak da haccın vaciblerindendir.
Zevalden önce cemrelere taş atmak caiz değildir. Çünkü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem ancak zevalden sonra taş atmıştır. Eğer bu caiz olsaydı elbette ümmetine kolaylık sağlamak için zevalden önce taş atardı. Bundan dolayı İbn Ömer radiyallahu anhuma şöyle demiştir: “Bizler uygun vakti beklerdik. Güneş zevale erdi mi taş atardık.”4 Yine İbn Ömer şöyle derdi: “Cemrelere üç gün zarfında güneş zevale ermedikçe taş atmayınız.”5
Cemrelere taş atarken aşağıdaki sıraya uymak icab eder:
a- Önce birinci cemreye (küçük şeytana) taş atmakla başlar. Bu da Mekke’den en uzak cemre olup, Hayf mescidi yakınında olandır. Buna arka arkaya yedi taş atar. Herbir taşı atarken elini kaldırır ve akabinde tekbir getirir. Taşın cemrenin etrafını çeviren havuza düşmesi gerekir. Eğer havuzun içine düşmeyecek olursa yerini bulmamış olur. Daha sonra taşların kendisine isabet etmeyeceği ve insanlara da rahatsızlık vermeyecek şekilde ileriye geçer, kıbleye yönelir, ellerini kaldırır, uzunca dua eder.
b- Orta cemreye (orta şeytana) ardı arkasına yedi tane taş atar. Herbir taşı attığı sırada tekbir getirir. Sonra sol tarafa doğru ilerler ve insanlara kolaylık sağlayacak şekilde kıbleye yönelir, uzunca durur, ellerini kaldırarak dua eder.
c- Sonra Akabe cemresine (büyük şeytana) ardı arkasına yedi tane taş atar ve herbir taşı atmakla birlikte tekbir getirir. Daha sonra durmaksızın ve dua da etmeksizin yürüyüp gider.6
Daha sonra ikinci teşrîk gününde de cemrelere zevalden sonra bir önceki günde yaptığı şekilde taş atar. Birinci ve ikinci cemrelerin yanında birinci teşrîk gününde yaptığının aynısını yapar.7
2- Temettu ve kıran haccı yapan kimse eğer kurban kesemeyecek olursa üç günü hacda, yedi günü de ailesi yanına döndüğü vakit olmak üzere on gün oruç tutar. Bu üç günü dilerse nahr (zülhiccenin onuncu günü)den önce tutar, dilerse üç teşrîk günü (kurban bayramının ikinci, üçüncü ve dördüncü yani zülhiccenin onbir, oniki ve onüçüncü günleri) oruç tutar. Çünkü Aişe ve İbn Ömer (Allah onlardan razı olsun) şöyle demişlerdir: “Hediye kurbanı kesmek imkanı bulamayan kimseler dışında teşrîk günlerinde oruç tutmaya ruhsat verilmemiştir.”8
Efdal olan ise bu üç günü Arafe gününden önce tutmaktır. Böylelikle Arafe günü oruç tutmamış olur. Çünkü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem Arafe günü oruçsuz vakfe yapmıştır. Meymune radiyallahu anha’dan rivayet ettiğine göre insanlar Arafe günü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’in oruçlu olup olmadığı hususunda şüphe ettiler. Bunun üzerine o vakfe yerinde duruyor iken ben de kendisine bir kab süt gönderdim.9 İnsanlar ona bakıp dururken o da o sütten içti.”10 Bir diğer rivayette zikredildiğine göre Ümmü el-Fadl ona devesi üzerinde vakfede iken bir tas süt göndermiş, o da o sütü içmiştir.11
3- Yaşlı, hasta, küçük çocuk, hamile kadın vb. cemrelere taş atmaktan acze düşen kimselerin kendi adlarına vekâleten taş atacak kimseleri görevlendirmeleri caizdir. Çünkü yüce Allah: “Gücünüz yettiğince Allah’tan korkunuz.” (et-Teğabun, 64/16) diye buyurmuştur. Bu gibi kimseler ise cemrelere taş atıldığı vakit insanlar arasında kalabalığa karışamazlar. Taş atma zamanı ise geçicidir. Kaza edilmesine dair meşrû bir delil yoktur. O bakımdan bunların diğer hac ibadetlerinin aksine başkalarını görevlendirmeleri caizdir.
Gücü yeten erkek ve kadınların ise taş atmak üzere başkalarını görevlendirmeleri caiz olmaz. Vekil olarak görevlendirilen kimsenin önce kendisi adına, sonra da kendisini vekil eden adına aynı yerde her üç cemreye de sırasıyla taş atması caizdir. Yani önce birinci cemreye kendi adına yedi taş atar, sonra kendisini vekil tayin edenin adına yedi taş atar. İkinci ve üçüncü cemrede de böyle yapar.
Küçük çocuğun adına az önce geçen açıklamaya uygun bir şekilde velisinin taş atması caizdir. Cabir Radiyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Rasûlullah Salallahu aleyhi vesellem ile birlikte hac ettik. Beraberimizde kadınlar ve çocuklar da vardı. Çocuklar adına biz telbiye getirdik (ihrama girdik) ve yine onlar adına cemrelere taş attık.”12 Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.13
4- Teşrîk günlerinde cemrelere taş atmakta faziletli olan zaman, güneşin batışından önce taşların atılmasıdır. Aynı şekilde Akabe cemresine de nahr (zülhiccenin onuncu) günü güneş batımından önce taş atanın, taşı vaktinde attığı kabul edilir. Bununla birlikte daha efdal olan gücü yeten kimselerin kuşluk vaktinde bu cemreye taş atmalarıdır.
Geceleyin cemrelere taş atmaya gelince, kimi ilim adamı buna da cevaz vermiştir. Çünkü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem taş atma vaktinin başlangıcını teşrîk günlerinde zevalden sonra diye tayin etmiş, fakat sona ereceği zamanı tesbit etmemiştir. Aynı şekilde Akabe cemresine taş atma vakti gücü yeten kimseler için nahr günü güneşin doğuşundan sonradır. İhtiyata uygun olan, görüş ayrılığından kurtulmak için güneşin batımından önce taş atmaktır. Fakat eğer kişi buna mecbur kalır ve gerek duyacak olursa, güneşi batan günün gecesinde gecenin sonuna kadar taş atmakta da bir mahzur yoktur.14
5- Zülhiccenin onikinci günü güneş battığı halde Mina’dan çıkıp gitmeyen kimsenin orada kalarak Mina’da geceyi geçirmesi ve onüçüncü gün zevalden sonra her üç cemreye de taş atması gerekir. Çünkü İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan sabit olduğuna göre o şöyle derdi: “Her kim teşrîk günlerinin ortancasında iken güneş battığı halde o Mina’da bulunuyor ise, ertesi günü cemrelere taş atmadıkça ayrılmasın.”15 Fakat onikinci günü kendisinin tercihi olmaksızın Mina’da iken güneş batacak olursa -mesela yüklerini hazırlamış ve bineğine binmiş olmakla birlikte, arabaların kalabalığı dolayısıyla gecikmiş ise- ertesi günü kalması gerekmez.
6- Teşrîk günlerinden olan zülhiccenin onikinci günü zevalden sonra cemrelere taş attıktan sonra hacı dilerse elini çabuk tutar ve veda tavafını yapar, sonra da memleketine geri döner. Dilerse bir gün daha gecikir ve onüçüncü gece de Mina’da kalır ve onüçüncü gün zevalden sonra cemrelere taş atar. Efdal olan budur. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Kim iki günde acele ederse ona günah yoktur. Kim de geriye kalırsa ona da günah yoktur. Bu takvalı hareket edenler içindir.” (el-Bakara, 2/203)
Diğer taraftan Peygamber Salallahu aleyhi vesellem acele etmek hususunda insanlara izin vermekle birlikte, kendisi acele edip erken ayrılmamıştır. Aksine onüçüncü günü zevalden sonra üç cemreye de taş atıncaya kadar Mina’da kalmış, sonra el-Abtah denilen yerde konaklayarak öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kıldıktan sonra kısa bir süre yatmış, sonra da Mekke’ye veda tavafını yapmak üzere kalkıp gitmiştir.16
Muhassab (el-Abtah)’de konaklamak sünnet midir, yoksa Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’ın orada konaklaması ayrılması açısından daha uygun olduğundan mıdır?
Bir kesim bunun haccın sünnetlerinden olduğunu söylemiştir. Çünkü Peygamber Salallahu aleyhi vesellem Mina’dan ayrılmak isteyince şöyle buyurmuştur:
“İnşaallah yarın Beni Kinane Hayfi diye bilinen ve küfür üzere birbirleriyle antlaştıkları yerde konaklayacağız.”
Bununla kastettiği yer Muhassab’tır. Şöyle ki Kureyşlilerle, Kinaneliler, Haşimoğulları ile Abdu’l-Muttalib oğulları aleyhine kendilerine peygamberi teslim etmedikçe onlara kız alıp vermemek, onlarla alış-veriş yapmamak üzere ahidleşmişlerdi.17 İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Peygamber Salallahu aleyhi vesellem Ebu Bekir ve Ömer Abtah’da konaklıyorlardı.”18 İbn Ömer’in görüşüne göre Muhassab’da kalmak sünnettir. Nafi de şöyle demiştir: “Rasûlullah Salallahu aleyhi vesellem ile ondan sonra halifeler Muhassab’da kalmışlardır.”19
İbn Abbas radiyallahu anhuma ile Âişe radiyallahu anha’nın görüşüne göre Abtah’da konaklamak Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’in ayrılışı için daha uygundur.20
İnşaallah doğru olan Mina’dan ayrılış günü Abtah’da konaklamanın -İbn Ömer’in dediği, raşid halifelerin de uyguladığı gibi- sünnet olduğudur. Merhum İbnu’l-Kayyim de bu görüşe meyletmiş. Büyük ilim adamı Abdu’l-Aziz b. Bâz da bunu tercih etmiştir. Efdal olan hacının Peygamber Salallahu aleyhi vesellem’ın yaptıklarını yapmasıdır. Bununla birlikte yapamayacak olursa vebal ve günah sözkonusu değildir. Çünkü böyle bir uygulama herhangi bir zorluk olmaksızın ve imkan bulunursa yapılması halinde efdaldir.21